16 Ekim 2013 Çarşamba

BU GÜN GÜNÜMÜZDE OLDUĞU GİBİ..

BU GÜN GÜNÜMÜZDE OLDUĞU GİBİ..
Bu da gösteriyor ki, ruhi hastalıklar da tıpkı bedeni arazlar gibi toplum içinde gelişir. Bir
toplumdaki değer ölçülerinin yok edilmesiyle ruhi hastalıklar da revaç görmeye baslar, kötü örnekler çoğalır nesillerin önünde. Ve
böylece hastalıklı toplum yapısı baş gösterir. İnsan fıtratına bu alışkanlıklar aykırı da olsa toplum o yöne doğru akar. Halbuki bu yapılan şeyler hayata hükmeden kanunların mahkumu olan fıtratı da
dejenere eder. İnsan, fıtrat kanunları gereğince, ancak hayatın ihtiyaçlarına cevap veren şeylerden zevk alır, yoksa fıtratla çekişen veya ona karşı koyan şeylerden değil. Cinsi sapıklık ise hayata karşı
çıkmadır. Çünkü hayat tohumunu kötü bir toprağa ekerek yeryüzündeki hayatın geleceği için faydalı bir unsur olmasını engeller.
Halbuki aynı tohum verimli bir sahaya ekilmiş olsaydı hayatın geleceği için faydalı ve verimli olurdu. Bunun için cinsi sapıklık çeşitlerinden insan fıtratı sırf ahlâkî nedenlerden dolayı değil, fıtrî sebeplerden ötürü de nefret eder. Çünkü insan fıtratı da nihayet Allah'-
ın kainata koyduğu kanunlara tabidir. Ve bu kanunlar gereğince insan sadece ve sadece hayatın geliştirilmesi ve olgunlaştirılması için
yapılan faaliyetlerden zevk alır, hayatı dumura uğratıp öldüren faaliyetlerden değil.
Bazı anlar olur ki, ölmekten zevk duyarız... Evet dünya hayatından çok daha yüce olan değerler uğrunda fedayı can etmekten...
Bu ölüm sadece hissi bir ölüm değil aynı zamanda değerli bir manevî ölümdür. Ve bu ölüm hayata karşı savaş açmak için değil bilakis
hayatı yüceltmek ve daha değerli bir şekle getirmek içindir... Binaenaleyh yüce bir gaye uğrunda Ölmek hayatı mahvetmek değil hayatı canlandırmaktır... Ve bu yüzden anormal bir hareket değil son
derece ulvî bir harekettir.
8cilt-238

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder