13 Ekim 2013 Pazar

DAVA ADAMLARINA DUYURULUR...

DAVA ADAMLARINA DUYURULUR...
İşte bu zalimler... İşte bu azgınlar... Hiç acımadan eziyorlar karşılarına dikilenleri... Nimetin bolluğu şımartmış onları. Yeryüzünde
sürekli hakimiyet sağlamak ve ebediyen yaşamak hülyasiyle iş yerleri kurmuşlar...
İşte bunlara karşı çıkıyor Hûd (As)... Hem de bu derece katiyetle...
Bir mü'minin yiğitliği, korkmazhğı, üstünlüğü ve Rabbine olan güveniyle... Tam ve kesin olarak ayrılıyor onlardan. Meydan okuyor aldırmaksızın. Müsaade etmeyin bana diyor.
Sonra da kalkıyor onların Allah'a karşı gelişlerinin, şımarıklıklarının ve cüretkarlıklarının sebebini izah ediyor kendilerine.
Hûd peygamber bu derece kesin ve sarsılmaz bir direnişle çıkmıştı onların karşısına.
Biliyordu çünkü Rabbanin hakiki gücünü.
Ve yakinen inanıyordu ki bu zalimler, bu diktatörler, bu şımarık azgınlar sadece ve sadece birer canlıdırlar... Ve yine yakinen biliyordu ki, Rabbi her canlıyı alnından yakalayacaktır... Neden öyleyse
bunca şımarıklık yapmaktaydı bu azgın canlılar?.. Halbuki Rableri
onları yeryüzünün halifesi kılmıştı. Ve O vermişti onlara bunca nimeti, malı, mülkü ve refahı. Üretim ve imal gücünü O lütfetmişti.
Bunu da denemek için yapmıştı yoksa sırf oldum olasıya değil. Dilerse Rabbi bunların hepsini tekrar ellerinden alabilirdi. Ve başkalarını getirirdi onların yerine. Bir zararları da dokunamazdı onun Rabbine. O'nun hükmünü geri çevirmek güçleri de yoktu... Şu halde neden korkacaktı Hûd peygamber onlardan?.. Veren alan, dilediği
kimseye dilediği şekilde tasarruf yetkisi bulunan onun Rabbi değil
miydi?...
Dâva adamları kendi ruhlarında ve iç âlemlerinde böyle yaşatmalıdırlar Rablerine olan inançlarını. Ancak o zaman zalim ve azgın cahiliyet putlarının karşısına böyle yiğitçe dikilebilir ve üstünlüklerini izhar edebilirler... Maddî kuvvetlerin, sınai kuvvetlerin,
beşer ilminin mahsûlü olan kuvvetlerin ve tecrübeye dayanan, deneylere istinat eden âletlerin ve sistemlerin kuvvetlerinin karaşısına.
Ve bilmelidirler ki, Rableri her canlının alnından yakalayacaktır.
İnsanlar, bütün insanlar sadece birer canladırlar, başka değil...
Ve bir gün muhakkak dâva adamları kendi kavimlerinin karşısına bu şekilde bir katiyet ve ayrılıkla çıkmalıdırlar. İşte o zaman
bir kavim içinde iki millet teşekkül edecektir. Birisi Allah'ın dinine
bağlanacak ve O'ndan başkalarının buyruğunu reddecektir, diğeri de
Allah'tan başkalarının dinine bağlanacak ve Allah'a karşı gelecektir.

Bu kesin ayrılığın tamamlandığı gün muhakkak Allah'ın vaadi tahakkuk edecek ve mü'minler muzaffer olacaklardır... Allah
düşmanları ise hâk ile yeksan. Ama bunun şekli belli olmaz. Akla
gelen ve gelmeyen şekillerde olabilir. İslâm dâvasının tarihine göz
attığımız zaman görürüz ki, Allah dostlariyle düşmanlarının arasını
ancak Allah dostlariyle düşmanları akide esası üzerine ayrıldıkları
gün ayırmış ve Allah düşmanlarının işini bitirmiştir. Onlar yalnız ve
yalnız Allah'ın hizbi olup ondan başkasına bağlanmadıkları ve başkalarından yardım dilemedikleri zaman Allah kati hükmünü vermistir...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder