Allahüteâlâ'nın rızık veren yegâne yaratıcı olduğunu kabul etmek, zaruri olarak yegâne tapınılması gereken ma'but olduğunu kabullenmeyi gerektirir peşisıra.
Ve insanların hayatına. O'nun hükmetmesini icabettirir...
Bu Rübûbiyet ve mabutluğun vasfı arasında
O'nun bütün insanlara bahsettiği rızıkları vermesi de gelir. Ve O'nun
rezzaklığı gökle yer arasında bulunan bütün varlıkları kaplar...
Cahiliyet devri arapları da Allah'ın varlığını kabul ediyorlardı.
Yegâne yaratıcının ve-rızık verenin Hakteâlâ olduğunu itiraf ediyorlardı.
Tıpkı günümüzde kendilerine müslüman adı veren kimselerin yaptıkları
gibi...
Ne var ki, onlar bunu kabullenmekle birlikte Allah'ın verdiği
rızıkları helâl veya haram saymak hususunda kendiliklerinden hükümler veriyorlardı. Nitekim günümüzde de kendilerine müslüman
adını veren bir takım kimseler aynı şekilde kendiliklerinden hükümler koymaktadırlar... İşte Kuranı Mübîn, içine düştükleri tenakuzları yüzlerine vuruyor onların. Bir yandan Allah'ın varlığını kabul
edip, yaratıcılığını ve rızık verici olduğunu söyleyerek diğer yandan
da Allah'tan başkalarının koyduğu nizamlara bağlanmalarını, içlerinden birisinin vazettiği hükümlere boyun eğmelerini bir tenakuz örneği olarak yüzlerine vuruyor.
Bu o kadar çirkin bir tenakuz örneğidirki,Kendilerine müşrik vasfı vermektedir.
Ve gerek bugün, gerekse yarın her kim aynı şeylere tevessül ederse onlara da aynı şekilde müşrik damgasını vurduracak bir çelişkidir bu...
Adlar ve armalar ne kadar değişirse değişsin... İslâm bizzat yaşanan bir vakıadır, mücerret bir unvan veya alâmet değildir...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder