Bu şekillerden herhangi birini kullanmak dinden çıkmak için kâfidir.
Bir kimsenin
Allah'a ait ulûhiyet vasfının ilk şartı olan hükümranlığı, kendine izafe etmesi ve böylece Allah'la mücadeleye girerek kâfir olması için
muhakkak halka: "Sîzin benden başka ilâhınız yoktur" demesi, veya
Firavun 'un yaptığı gibi: "Sizin en yüce rabbiniz benim" gibi şeyler söylemesi şart değildir.
O kimsenin Allah'ın şeriatını hükümsüz
hâle getirmesi ve başka bir kaynağın kanunlarını tatbikata koyması,
yahut Allah'tan başka herhangi bir kimseye hükümranlık hakkı tanıyarak onun «söz sahibi olduğunu kabul etmesi... Evet, sadece bu
kadarı dahi kafir olması için yeterli sebeptir!..
Hükümranlık hakkı tanıyıp söz sahibl oldûğunu kabul ettiği kimse bir millet veya bütün beşeriyet dahi olsa yine hüküm değişmez. İslâm nizamında islâm milleti
kendi hükümdarını seçmek hakkına sahiptir. Fakat bunun kendi
hükümranlıkları mânasına gelmesi düşünülemez. Hükümranlık
gerçek mânasiyle Allah'a aittir. Millete ve seçilen hükümdara düşen
görev, Allah'ın hükümranlık ve şeriatını tatbik sahasına koyarak hizmet etmektir. Aralarında müslümanların da bulunduğu bir takım araştırıcılar hükümranlıkla hükümranlığa hizmet etmeyi birbirine
karıstırmaktadırlar. Hükümranlık sadece Allah'a aittir Bütün insanlar bir araya gelseler yine bu vasıftan kendilerine bîr hak tanınamaz. Onların vazifesi Allah'ın hüküm ve şeriatını tatbik etmektir.
Allah tarafından gönderilmeyen şeyler ise ne hüküm ne de şer'iyet
ifade eder. Hüküm ve meşruiyet ancak Allah'ın indirdiği şeylerdedir...



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder