11-Necm-12
Evet böyledir. Ve biz bu prensiplerin Hz. Yûsuf zamanında
mevcut olmayıp sadece Muhammed aleyhisselamın gününde
kurulmuş bir islâm prensibi olduğunu söylemiyoruz, "Bu dinin içtimaî
prensipleri her peygamberin gününde değişiktir, her peygamberin
getirdiği prensipler ayrıdır, içtimaî meseleler akide prensipleri gibi
her peygamberin getirdiği dinde aynı değildir" şeklinde bir iddiamız
yoktur.
Gerçi, böyle bir iddia ileri sürenler olabilir. Fakat, biz, meselenin bu türlü iddiaları aşacak kadar şümullü ve derin olduğu kanaatindeyiz. Âyet ve hadislerden hüküm çıkarmanın usullerini kavrayabilmek için, bu meselenin hangi esaslara istinat ettiğini bilmek gerekir. Ancak o zaman, tabiî seyrini devam ettirmekte olan bu türlü
içtimaî meseleleri usuli fıkıh ve onun hükümleriyle tahlil edebiliriz.
Ki, bu husus duraklama devirlerinde donuk ve hareketsiz olarak
kalmıştır.
İslâm fıkhı boşlukta meydana gelmiş değildir. Onu, boşlukta yaşamak ve boşlukta anlamak ta mümkün değil!.. İslâm fıkhı islâm
cemiyetinde tekevvün eder. Daima hareket halinde olan ve Islâmı
yaşamaya çalışan bu cemiyet bir takım zarurî ihtiyaçlarla karşı karşıya kalır. Bu ihtiyaçları İslama uygun şekilde karşılamaya çalışırken islâm fıkhı kendiliğinden tekevvün eder. İslâm cemiyetini islâm fıkhı meydana getirmez. Bilâkis; islâmı yasamaya çalışan ve ihtiyaçlarını İslama uygun şekilde karşılamak isteyen islâm cemiyeti, islâm hukukunun meydana gelmesine vesile olur.
islâm hukukunun boşlukta tekevvün etmeyişi ve onun islâm cemiyetini değil islâm cemiyetinin onu meydana getirişi tarihte yaşanmış iki gerçek ve iki büyük delildir. İslâm hukukundaki hareketlilik ve seyyaliyet karakterini anlamak ve onu tam kavrayabilmek için
bu tarihî gerçeği iyi bilmemiz gerekir.
Bugün islâm hukukuyle ilgili hüküm ve prensipleri hazır olarak
alıp kullananlar bu iki gerçekten habersizdirler. Hüküm çıkardıkları
âyet ve hadislerin iniş ve o hükümlerin neş'et sebepleri üzerinde durup bu hükümlerin nasıl tekevvün ettiğini, hangi münasebetler ve
hangi şartlar içinde doğduğunu araştırmıyorlar. Bu hükümlerin cevap verdiği günün ihtiyaçları ve şartları üzerinde durmuyorlar. Halbuki bu hükümler, o şartların ve ihtiyaçların meydana getirdiği hükümlerdir. Onların içinde vücut bulmuş, onların içinde yaşamış ve
onların ihtiyaçlarını karşılamıştır.. Bunları dikkate almadan bu hükümlerin tatbikini isteyenler, onun boşlukta meydana geldiğini ve
bugün boşlukta yaşayabileceğini zannediyorlar. Bunlar fukaha (islâm hukukçusu) değildirler. Bunların ne islâm hukukunun ne de islâm dininin temel yapısiyle alâkalan vardır!
Bir hareket halindeki hayatın doğurduğu "fıkıh" vardır. Her ikisi de âyet ve hadislere istinat etmekle beraber temel yapıları itibariyle ayrı ayrı şeylerdir!..
Hareket halindeki hayatın meydana getirdiği fıkıh, âyetlerin inmesine ve hükümlerin doğmasına vesile olan hayat şartlarını esas
alır. Fıkıh, hayat şartlariyle nass ve hükümlerin birleşerek meydana getirdikleri bir terkiptir. Bu terkibin maddeleri birbirinden aynldığı takdirde yapı ve özelliğini kaybetmiş olur.
Bunun içindir ki, hareket halindeki hayatın şartları içinden doğmamış, bu şartlara uygun bir bünyeye sahip olmayan ve müstakil
olarak boşlukta yaşayan bir tek fıkıh hükmü tasavvur olunamaz...
O, boşlukta vücut bulmuş değildir. Bu sebeptendir ki boşlukta yaşayamaz!






Hiç yorum yok:
Yorum Gönder