18 Kasım 2013 Pazartesi

İSLAMDAKİ HUZUR



İSLAMDAKİ HUZUR

"Onlar kî inanmışlardır ve Allah'ı anmakla kalbleri huzura kavuşmuştur."...

Allah'a bağlılıklarını ve O'na yaklaştıklarını hissetmekle huzura kavuşur onlar. Hakkın yanında bulunmanın verdiği bir emniyet
içindedirler. Yalnızlığın vereceği huzursuzluk ve krizden kurtulurlar. İki yolun ortasında kalmış olmanın verdiği sıkıntıdan uzak olurlar. Yaratılışın hikmetini kavrarlar, başlangıçtaki durumlarını anlayıp nereye gideceklerinden haberdar olurlar...

Her tür tecavüzden korunmuş olduklarını bilir, Allah dilemedikçe onlara hiç bîr şeyin fayda veya zarar veremiyeceğinî kabul ederler ve bu yüzden
huzurlu olurlar.

Allah'ın verdiği musibetlerle denendiklerini kabul
ederek belalara sabrederler. Allah'ın rahmeti, inayeti dünya ve âhirette rızıklarla kendilerini donatmasını bilerek rahmetine güvenirler.

"Dikkatli olun kalbler ancak Allah'ı anmakla huzura kavuşur."...

Allah'ı anmakla mü'minlerin kalblerinin huzura kavuşması gerçeğinin çok derin anlamı vardır ve bunu ancak iman aydınlığından nasibini almış ve Allah'a mülâki olmuş kalbler anlarlar. 'Ne var kî
onu bilmeyen ve anlamayanlara kelimelerle aktarmak güç hem de
çok güçtür.

İletemez kelimeler o anlamları.

Bu kaLbten kalbe akan
bir duygudur. Huzur bulur kalb onunla, sırılsıklam olur hazzından
ve oluk oluk emniyetin ve selametin aktığını fiilen hisseder. Ve işte
o zaman anlar ki, bu kâinatta tek başına değildir. Çevresinde bulunan her şeyin kendisine dost ve arkadaş olduğunu anlar...

Çünkü
çevresinde bulunan her şey Allah'ın yapısıdır ve o Allah'ın sığınağına iltica etmiştir.
Allah'a yaklaşmanın verdiği ünsiyeti ve huzuru yitirmek kadar
dünya yüzünde acı ve felakef-yoktur hiç...

Çevresindeki kâinatla ilgisini kesmiş olarak yeryüzünde gezinen kimseden daha betbaht birisi olamaz. Çünkü Allah'a bağlılığını kaybeden kişi bu kopmaz ve
sarsılmaz bağı kaybetmekle bütün kâinatla olan bağlantısını kesmektedir. Bu dünyaya niçin geldiğini ve nereye gittiğini • bilmeden nebati bir hayat yaşayan insandan bahtsız ve daha zavallı kim olabilir?

Hayatta değer verilmesi gereken şeylere değer vermesini bilmeyen insandan daha acınacak birisi olur mu?

Dünyada dolaşırken her
şeyden korkan, en ufak sesten çekinen kimseden daha bahtsız birisi
olur mu?

Çünkü o kişi kendisi ile kâinattaki varlıklar arasındaki gizli bağlantıyı bilmemektedir. Gittiği yolu tek başına kat'etmek, yapayalnız yollara düşmek ve başıboş olarak yürümek mecburiyetinde olan kimseden daha zavallı kim olabilir?

Hiç kimseden yardım almadan bir kılavuzu bulunmadan ve sığınacak bir noktası olmadan
savaşmak ve çabalamak zorunda kalacaktır.
Hem hayatta öyle anlar vardır ki hiç bir insan dayanamaz onlara tek başına. Ve mutlaka dayanacak bir nokta aramak ve Allah'ın
sığınağına iltica etmek zaruretini hisseder. Ne kadar kuvvetli, ne
kadar metin ve ne kadar dayanaklı olursa olsun mutlaka belini
bir noktaya dayamak ihtiyacını duyar...

Hayatta öyle anlar vardır ki
bütün bu dayanak noktaları mahvolur gider de hiç bir fırtınaya karşı koyamaz... Ancak Allah'a güvenenler ve dayananlar her fırtınaya karşı koyabilirler.

"Dikkatli olun, kalbler ancak Allah'ı anmakla huzurlu olur."...

Bu Allah'a sığınanların... Bu Allah'ın zikriyle huzura erenlerin... Allah onların varacağı yeri de güzelleştirmektedir, çünkü onlar bu dünyada güzel ameller işlemişler ve hayat için faydalı hareketlerde bulunmuşlardır.

"inanmış olup salih ameller işleyenler için hoş bir hayat ve güzel
bir istikbal vardır.'...

 Hayatta yöneldikleri Allah'a vardıkları gün güzel bir istikbal
vardır onlar için.

Ya peygamberden bir mucize talep eden ve kalblerinde imanın
huzurunu duymayanlar, işte onlar hâlâ kararsızlık içinde kıvranıp
harika ve mucizeler peşinde koşmaktadırlar. Hem sen yalnız başına
gönderilmiş bir peygamber değilsin ki garip bir şeyle karşılaşmış
olanlar, onlardan önce nice milletler geçti. Ve nice peygamberler geldi senden evvel. Şu halde onlar küfrediyorlarsa sen kendi yolunda
yürü ve Allah'a tevekkül et.

İşte böyle, sana vahy ettiğimizi okuman için seni de onlardan önce nice ümmetlerin gelip geçtiği bir ümmete gönderdik. Onlar Rahmanı inkâr ederler. De kî: "O, benim Rabbimdir. Ondan başka ilâh yoktur. Yalnız O'na tevekkül ederim. Dönüşüm de O'nadır."

Ne tuhaf değil mi onlar hâlâ Rahmanı inkâr ediyorlar. Halbuki
onun rahmeti sonsuzdur. Ve kaibler yalnız ve yalnız O'nu anmakla huzur bulur. O'nun yüce ve ulu rahmetini düşünenler huzurlu olurlar. Şu halde senin vazifen sadece sana vahyettiğimiz âyetleri onlara
okumaktır. Ve biz seni bunun için gönderdik sadece. Şayet onlar
inkâr edecek olurlarsa açıkça söyle onlara yalnız ve yalnız Allah'a
dayandığını, tevbe edip O'na yöneldiğini ve O'ndan başka kimseye
yönelmeyeceğini...
Biz seni sırf onlara bu Kur'an'ı okuyasın diye gönderdik. Evet
şu fevkalâde üstünlüğe sahip bulunan Kur'an'ı. Şayet bu Kuran
dağları yürütse, yeryüzünü yarsa ve ölüleri diriltse idi bu harika
ve mucizeleri yerine getirecek hususiyetlere ve özelliklere sahip bulunurdu tabii. Ama bu kitap canlılara hitap etmek için gelmiştir. Mükellefiyet yüklemektedir. Şayet inanmayacak olurlarsa elbette ki
mü'minler onlardan ümitlerini kesecekler ve Allah'ın yalancılara
vaadi gerçekleşene kadar bekleyeceklerdir:
cilt-8-say-547-548-549.SEYYİD KUTUB

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder