20 Kasım 2013 Çarşamba

Kanaatimizce artık İslâm dininin, bu günkü Müslümanların çok üstünde olan yüceliklerine çekilme zamanı gelmiştir.

Kanaatimizce artık İslâm dininin, bu günkü Müslümanların çok
üstünde olan yüceliklerine çekilme zamanı gelmiştir. 
Artık onu cahiliyetin ihtiyaçlarını gidermekte, bu toplumların arzularını yerine
getirmekte kullanmamalıdırlar. 
Müslüman olduklarını ileri sürenlere-—ve bilhassa bu toplumlara fetvalariyle öncülük edenlere — şöyle denilmelidir: Ğelîn önce siz islâma girin ve ona boyun eğdiğinizi ilân edin. Yahut diğer bir ifadeyle: Gelin, önce siz Allah'ın dinine girin ve ubudiyetinizin yalnız Allah'a olduğunu ilân edin. îman ve islâmın başlıca işareti olan kelime-i şahadeti, ihtiva ettiği mânalarla söyleyin ve kabullenin. Kelime-i Şahadetin ihtiva ettiği mânaya göre; Allah'ın ulûhiyeti yerde de gökte
de tek ve birdir. İnsanların, hayatlarında sadece O'nun rubûbiyetini — hakimiyet ve saltanatını — kabul etmeleri lâzımdır. Kulun kula rubûbiyetini, kulun kula hakimiyetini, kulun kula kanun ve nizam vazetmesini bertaraf etmeleri icap eder.
ki Bu söze bütün insanlar — veya onlardan-bir grup — icabet ettiği takdirde gerçek islâm cemiyetinin kuruluşunda ilk adım atılmış
olur. 
O zaman bu cemiyet, canlı islâm fıkhının doğup gelişmesi için
gerçek zemini teşkil eder. Ve bilfiil Allah'ın şeriatine teslim olmuş
olan bu cemiyetin ihtiyaçları, doğan bu fıkıh hükümleriyle karşılanır...
Böyle bir cemiyet meydana gelmediği müddetçe fıkıh ve hükümler üzerindeki çalışmalar sadece kendini aldatmaktan ibaret kalır. Bu, tohumu havaya serpmek demektir. 
Havada tohumun yeşermesi mümkün olmayacağı gibi, boşlukta islâm fıkhının yeşermesi de
mümkün değildir!
İslâm fıkhı sahasında fikren çalışmak oldukça rahat bir iştir!
Çünkü böyle bir çalışmanın tehlikeli tarafı yoktur! Ancak böyle bir
çalışma İslama hizmet değildir. Bu dinin prensiplerinde ve temel
yapısında böyle bir çalışma yoktur! Rahat ve selâmet bir işle meşgul
olmak isteyenler; gidip edebiyat, sa'nat ve ticaret gibi şeylerle meşgul olsunlar. 
Bu gün, izah ettiğimiz şekilde islâm fıkhı ile meşgul
olup bunu da islâma hizmet kabul edenler — Allah daha iyi bilir
ama — bence hem ömürlerini hem kazançlarını zayi etmektedirler!
Allah'ın dini. Koyun sürüsü gibi istenilen yere sevkolunmaktan
münezzehtir. Bu dinden kaçan, onu kerih görüp inkâr eden cahiliyet
toplumunun isteklerine bu din hadim ve itaatkâr olarak boyun eğemez... 
O toplum ki, islâmın şeriat ve saltanatına boyun eğmediği
halde zaman zaman kendi çıkarı ve problemlerinin halli için onu istismar etmektedir...
Bu- dinin fıkhı ve fıkıh hükümleri boşlukta vücut bulamaz ve
boşlukta faaliyet gösteremez.. Başlangıçtan itibaren Allah'ın hükümranlığına boyun eğen islâm toplumu bu fıkıh hükümlerini meydana
getirir. Bunun aksi varit olamaz. Yani fıkıh hükümleri islâm toplumunu meydana getiremez.
İslâmiyetin vücut buluşundaki merhaleler ve atılacak adımlar
her zaman aynıdır. Bir gün cahiliyet toplumunun islâm toplumuna
intikal etmesi kolay olmayacaktır. O zaman da fıkıh hükümlerini

boşlukta kullanarak işe başlanmayacaktır. Vücut bulacak olan islâm toplumu ve islâm nizamı için hazır fıkıh hükümleri konamaz. Cahiliyet ten islâma geçebilmek için ilk iş boşlukta islâm fıkhını hazırlamak değildir. 
Bu cahiliyet toplumlarının islâm toplumu hâline gelebilmesi için muhtaç olduğu şey hazırlanmış bir islâm fıkhı değildir.
Cahiliyet toplumundan islâm toplumuna intikal edebilmek için karşımıza çıkan güçlük, eldeki islamın fıkhı hükümlerinin yetersizliğinden de değildir... 
Ancak bu konular üzerinde birbirini aldatanlar ve aklananlar vardır!
, Hayır! Şu cahiliyet toplumunu islâm toplumuna intikal ettirmeye engel olanlar aslında ilâhlaştırılmış insanlardır. 
Bunlar hakimiyetin sadece Allah'a ait olmasını istemiyorlar. Yeryüzünde ulûhiyetin ve beşer hayatında rububiyetin Allah'a tahsis edilmesine karşıdırlar. Ve bu suretle islâm dininden tamamen çıkmış oluyorlar.
Evet, bunların dinden çıkmış oldukları dinin kati hükümleriyle sabittir.. Bunun ötesinde bir de bu uydurma tanrılara tapan beşer toplulukları vardır. — Yani onlara tabi olup emirlerini din emirleri gibi yerine getirirler — Bu suretle ortaya ibadet ve itaat edilen muhtelif tanrılar çıkarırlar. Bu beşer toplulukları da bu türlü hareketleriyle tevhit dininden çıkıp şirke girmiş olur... 
Zira bu hareketler
islâm nazarında özellikle şirke sebep olan hareketlerdir.
Bu ve o türlüsüyle cahiliyet yeryüzünde nizamını kurar. Ve kurulan bu nizam bir yandan sapık fikirleri kendine temel taşı edinirken, diğer yandan da temellerini maddî kuvvetlerin üzerine oturtur.
Bu cahiliyet toplumunu — bu durumda — fıkıh hükümleriyle
İslah etmek mümkün değildir. 
Bu toplumun İslahı ancak yeniden
İslama davet edilmeleri ve yeni baştan islâma girmeleriyle mümkündür.
Bundan sonra da cahiliyet nizamına karşı islâmi hareketliliğin bütün imkânlarını kullanarak cihada girişilir. 
Daha önce cahiliyete karşı girişilen cihatlarda nelerle karşılaşılmışsa burada da ayni
şeylerle karşılaşılır. Ve nihayet Allah islâma girenlerle kavimleri
arasında gerçek hükmünü verir.. 
İşte, ancak ondan sonra sıra fıkıh
hükümlerine gelir. 
Bu topluma tatbik olunacak fıkıh hükümleri, bizzat toplumun canlı zemininde ve kendi tabiî seyri içinde gelişerek
vücut bulmuştur. Ve yeni baştan doğmuş olan bu taptaze cemiyetin
ihtiyaçlarına cevap verecektir. İhtiyacın o günkü hacmine, şekline

ve gerekliliğine göre... Ki, — daha önce de söylediğimiz gibi bu hususlar şimdi tamamen meçhuldür. Bugünden bunları tahmine kalkmak veya bunlarla meşgul olmak bu dinin yapısındaki ciddiyetle bağdaşmaz!
Bu söylediklerimiz — her halükârda — kitap ve sünnetle tespit
edilmiş olan ahkâmı şeriyenin bugün için şer! yönden mevcut olmadığı mânasına gelmez. Ahkâmı seriye her an için mevcuttur. Bizim
belirtmeye çalıştığımız şey, üzerinde bu ahkâmın tatbik olunacağı cemiyetin mevcut olmayışıdır. O cemiyet ki, bu islâmî hükümler onda tatbik olunsun diye konmuştur. O cemiyet ki, bu hükümler ancak onda tatbik olunabilir. O cemiyet ki, bu hükümler onsuz yaşayamaz.
Ve o cemiyet ki, hâlen bilfiil mevcut değildir... 
Halen askıda bekleyen islâmî hükümlerin bilfiil mevcut duruma gelebilmesi için o
cemiyetin vücut bulması lâzımdır... 
Kim ki cahiliyet toplumundan
kopup yeni baştan müslüman olursa, o rnuslumanın islâm toplumunu tahakkuk ettirmek yolunda cahiliyetle mücadele etmesi boynuna borçtur. Bu esnada, cahiliyete karşı, cahiliyetin meydana getirdiği putperestliğe karşı ve ilâhlaştırılan şahısların rububiyetle Allah'a
şirk koşmalarını normal karşılayan topluluklara karşı açılan mücadelelerde nelerle karşılaşılmışsa bu müslüman da elbette ki aynı şeylerle karşılaşacaktır...
İslâm nizamının, hiç değişmeyecek olan bu kaide üzerine kurulabileceğini iyi bilmek lâzımdır. Cahiliyet her canlanışında islâmıyeti
karşısında bulmalıdır... İslâm toplumunu hakiki temeller üzerine
oturtmanın başlangıç noktası budur. Bu dinin bilfiil mevcut duruma
gelmesi ancak bu suretle mümkün olur. Son iki asır içinde Allah
şeriatının yerini beşer nizamı aldığı için islâm dini fiili mevcudiyetini kaybetmiştir.
Ortada camiler, minareler, dualar ve birtakım islâmî alâmetler bulunmakla beraber, yeryüzünde gerçek mânada islâm mevcut değildir. 
Bugünün, müslüman geçinenleri ise, sonsuz
bir uyuşukluk içinde, bu dine his ve heyecanlarıyle bağlanmış kimselerdir. Mahvolup gitmekte olan dinlerini onlar hâlâ selâmette zannediylar!
Başlangıçta cami, minare veya benzeri alâmetlerin hiç biri ortada yokken islâm cemiyeti mevcuttu. İnsanlara: Allah'tan başka ilâhınız yoktur, Allah'a tapın, deniliyordu bu cemiyette. Davet edilenler de gerçekten Allah'a ibadet ediyorlardı. Allah'a olan ibadetlerini minare veya benzeri alâmetlerle ifade etmiyorlardı, ibadetleri, sadece Allah'a teslim olup O'na tapmakta canlanıyordu — İslâm dini
başlangıç safhasında olduğu için henüz şer'i hükümler nazil olmamıştı! Sadece Allah'a ibadet eden bu zevat yeryüzünde maddi kuvvetlere sahip olduktan sonra şer'i hükümler nazil olmaya başlamıştır. Daha sonra da yaşayışlariyle ilgili ihtiyaçlar karşısında, bizzat
kendileri, kitap ve sünnetten birtakım fıkhı hükümler çıkarmışlardır.
Tek yol budur. Bunun haricinde yol yoktur...
Keşke cahiliyet toplumunu topyekun islâm toplumuna tahvil
etmekten daha kolay bir yol bulunsada. başlangıçtan beri dille davet
etmek veya islâmî hükümleri beyan etmek suretiyle mesele halledilebilseydi! Fakat, tek ümit tek çaremiz bu yoldur! Toplumları cahiliyet ve putperestlikten kurtarıp islâmla müşerref kılan ve sadece
Allah'a ubudiyetlerini sağlayan bu uzun ve çetin yoldur. Her defasında islâm daveti bu yoldan geçmiştir.. Tek kişiyle başlayan, sonra
büyüyüp cemiyet hilini alan müslümanlar bu yoldan geçerek cahiliyetin karşısına çıkmıştır. Bunlar, kendisiyle kavmi arasında Allah'ın
hak ile hükmedip kendilerini yeryüzüne yerleştinneeye kadar bütün güçlüklere göğüs germişlerdir... 
Sonra... Sonra insanlar grublar hâlinde Allah'ın dinine girdiler. Allah'ın dini demek O'nun prensibi. Onun seriatı, O'nun nizamı demektir. Allah, insanlardan hiç
bir ferdin bu dinden gayrisine bağlanmasını istemez:
'Kim «İslamdan başka bir din arzu ederse ondan asla kabul olunmayacaktır"
Ali-imran-85



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder