17 Kasım 2013 Pazar

Mademki insanlar Allah'a kul değil de onun dışında putlara kul olmaktadır, hiç bir şey doğrudan doğruya insanların hayrı için kullanılmayacaktır...

Mademki insanlar Allah'a kul değil de onun dışında putlara kul olmaktadır, hiç bir şey doğrudan doğruya insanların hayrı için kullanılmayacaktır...

Bu noktadan görülüyor ki insanlar Allah'tan başkalarına kul olma günahını işlemekle, O'ndan başkasına tapınmakla büyük kayıplara uğruyor, enerjileri tükeniyor, yeryüzünü imar edemiyor, üretim
imkanlarını geliştiremiyorlar... Ve bunların ötesinde de ruhlarını
mahvediyor, namuslarını mal ediyor, ahlâki değerlerini ayaklar altına alıyor. Zillete düşüyor, eziliyorlar...
Yeryüzünün bir sisteminde böyle de, diğerinde değil mi? Hayır
hepsinde aynı. Sadece değişen şey yaşanan şartlar ve feda edilen
kurbanlardır...
Gerçekten de Avrupa sahte bir din adiyle insanlara zâlim bîr
terör rejimi uygulayan kilisenin baskısından kaçarken bütünüyle boşanmış ve Allah duygusundan bağını kırıp kaçmıştır, insanın insanlık değerlerini çiğneyen ve zâlim bir rejimle insanın şeref ve haysiyetini ayaklar altına alan kilise diktasına karşı baş kaldırırken Allah'a
da isyan etmiş ve baş kaldırmıştır...

Sonra da bir takım insanlar kendi insanlık şeref ve haysiyetini, hürriyet ve değerlerini — bu arada
menfaatini — bir takım ferdiyetçi nizamların gölgesinde aramaya,
başlamış, bütün ideal ve düşüncelerini hürriyet ve haysiyetini demokrasiye bağlamış, ve bunların garantisini orada aramıştır. Veya
parlamenter sistemlere, beşeri yasalara, basın hürriyetine, kaza ve
teşri teminatlarına, seçmen çoğunluğunun kararına bağlamışlardır.
Ve o nizamların çevresini saran sayılmayacak kadar çok lâfta prensiplere...

Sonra ne olmuş?...
Alınan netice ne?..
Sonuç; kapitalizmin, her türlü baskı sistemlerine başvurarak sayılamayacak kadar
çok garanti ve paravanalar arkasına gizlenip insanları hayali duygular içinde uyutup zulmü gerçekleştirmesidir.
Neticede, kapitali elinde bulunduran azgın bir azınlığın alçaltıcı ve öldürücü köleliği altında çoğunluk ezilmiş ve azınlık grup her zaman parlamenter çoğunluğu elinde tutmuştur. Parlamenter çoğunluğu eline geçirince de
yasaları kendisine göre tanzim etmiş, basın hürriyetini keyfine yorumlamış ve Allah'ın nizamı dışında nizam arayanların insanlık, şeref ve haysiyetlerini, değer ve hürriyetlerini de garanti unsuru olarak ele geçirmiştir.
Sonra birtakım kimseler çıkmış sermaye çevresinin üstünlüğüne dayanan veya tabaka hakimiyetini sürdüren egoist ve ferdiyetçi
nizama baş kaldırmış ve başını sosyalist sistemlere çarpmıştır.
Sonu
ne olmuş?
Alınan netice ne?... Bu sefer de kapitalist zümrenin hâkimiyetin den çıkıp kolhoz hakimiyetine girmiş. Bir başka ifadeyle; kapitalistlere ve büyük şirketlere kulluk yerine, idari sultayla birlikte
mali gücü de elinde bulunduran devletin kulu kölesi haline gelmiştir. Neticede ortaya çıkan durum, kapitalist sınıfın hakimiyetinden
çok daha tehlikeli bir hal almıştır...
Her halükârda insanın insana boyun eğdiği nizam ve sistemlerin hepsinde insanlar mallarını ve canlarını acı bir fedakârlık örneğiyle kurban vermişler.

Kime?
Çeşitli şekil ve hallerle ortaya çıkan tanrılara...

Çünkü insanlar mutlak şekilde bir tanrıya kul olmak ihtiyacını duymaktadırlar. Eğer bu kulluk Allah'a olmazsa mutlaka
Allah'tan başkasına olacaktır... Yalnız Allah'a kulluk insana hüriyetini. şeref ve haysiyetini, değer ve üstünlüğünü de bahşedecektir... Allah'tan başkasına kulluk ise insanın insanlığını yiyip bitirecek; şeref ve haysiyetini, hürriyet ve faziletlerini silip süpürecektir...
Sonra da mallarını ve maddi menfaatlerini ortadan kaldıracaktır.
İşte bütün bunlardan dolayı ulûhiyet ve kulluk meseleleri Allah'ın gönderdiği risalet ve kitaplarda büyük ihtimamla tahlil edilmiştir. İşte bu sûrede, bu önemin en güzel örneğine rastlıyoruz, Hatdi zatında bu mesele eski ve gülünç cahiliyetlerdeki puta ve taşa tapınma meselesiyle hiç mi hiç ilgili değildir. Aksine her zaman ve her
yerde, insanın var olduğu her an ile alakalıdır. Dolayısıyle bütün
cahiliyet çeşitleriyle de ilgisi vardır...
Hem tarih öncesi hem de tarih sonrası cahiliyetlerle alâkalıdır.

Yirminci asrın cahiliyeti ile de yakından münasebeti vardır. Daha
doğrusu kulların kullara kulluğu esasına dayanan bütün cahiliyet
sistemleriyle alâkalıdır...
Bu konuda söylenecek sözün kısası Kur anın bilumum taktirlerinden ve özellikle de bu süredeki açıklamalarından ortaya çıkıyor
ki din edinmek, bağlanmak ve hakimiyet mevzularının hepsi —ki
bu sûrede buna tek kelimeyle ibadet deniliyor— yalnızca bir akide,
bir iman meselesidir, bir islâm meselesidir. Yoksa bir bilgi, bir medeniyet, bir sistem meselesi değildir...

Olabilir veya olamaz ama bu mesele tamamen akide meselesidir.

Bulunabilir veya bulunamaz ama bu bir iman meselesidir...
Tahakkuk eder veya edemez ama bu bir islâm meselesidir.
Bundan sonra
da —ama önce hiç mi hiç değil— yaşanan hayat meselesidir ki sistem hüküm ve prensip halinde ortaya çıkar. Ve bu sistemin, hükmün, prensibin geçerli olduğu bir toplum şeklinde belirir.

Böyledir...

Çünkü "ibadet" meselesi bir şekil ve formalite meselesi değildir. Bilakis bir din edinme, emre uyma, bir nizamı benimseme, bir sisteme bağlanma ve günlük hayatta yaşanan bir doktrine
uyma meselesidir...

Ve böyle olduğu için de bunca dikkat edilmiş ve
Önem verilmiştir.
Allah'ın nizamı onun için bu kadar fazla durmuştur bu mevzu üzerinde... Bütün resuller ve risaletler boyunca bu derece önem atfedilmiştir... Ve bunca acıları, eziyetleri ve fedakarlıkları gerektirmiştir...
cilt-8-say-297-298

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder