RAŞİDİ HİLAFET İSTİYORUM: ACABA BEN ALLAH'IN DİNİNDEN BAŞKA BİR DİN ÜZEREMİY...:
ACABA BEN ALLAH'IN DİNİNDEN BAŞKA BİR DİN ÜZEREMİYİM..!!!! ????
Burada geçen din kelimesine çok ince ve sınırlı bir mâna verildiği görülüyor. "Hükümdarı dinine göre" cümlesindeki din kelimesi,
doğrudan doğruya "Hükümdarın kanun ve nizamları" mânasında kullanılmıştır.
Hükümdarın kanun ve nizamlarına göre, hırsızlık
yapan kimseye elkonulması gibi bir müeyyide yoktu. Böyle bir müeyyide ancak Hz. Ya'kub 'un dinindeki şeriat ve kanunlarda mevcuttu. Yûsuf 'un kardeşleri kendi kanun ve şeriatlerinin hükümlerine göre ceza verilmesine razı oldular. Hz. Yûsuf da hükümdarın su kabını kardeşinin yükünde bulunca, razı oldukları kanuna göre ceza verdi...
Burada mühim olan husus. Kuranı Kerîmin, hükümdara ait kanun ve nizamları din olarak ifade etmesidir..
Kur'an'ın ifade ettiği bu açık ve ince mâna, yirminci asrın cahiliyetinde tamamen kaybolmuş bulunuyor.
Müslüman olduklarını iddia edenler arasın da bunların dışındaki diğer cahiliyet toplumlarında da bu mânanın idrâk edildiğine kati'yen rastlanmıyor, Herkes din kelimesinin manasını bîr takım inanç ve ibadetlerden İbaret kabul ediyor.
Onlara göre, Allah'ı bir ve peygamberi hak bildikten sonra; Allah'ın meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, kader, hayır ve şer her şeyin Allah'tan olduğuna inanan ve Allah'ın kitabındaki ibadetleri yerine getiren herkes Allah'ın dinine girmiş sayılır.
Yine onlara göre bu kimselerin diğer taraftan, yeryüzünde kendi kendini tanrılaştırmış olan şahıslara boyun eğip onların koyduğu kanun ve nizamları titizlikle yerine getirmesi, Allah'ın dışında bunlara da yeryüzünde hükümranlık hakkı tanıması, bir dine -teslim olur gibi bunların tatbik ettiği nizama teslim olması Allah'ın dininde bulunmalarına zarar vermez.
Halbuki biraz önce gördüğümüz gibi Kuranı Kerim, hükümdarın kanun ve nizamlarını "hükümdarın dini" Allah'ın şeriat ve nizamlarını da "Allah'ın dini"
olarak tarif etmektedir...
Allah'a ait olan "din"in mânası darala darala öyle bir hâle gelmiştir ki, cahiliyet toplulukları nezdinde dinleyince akıllarına sadece bir takım inanç ve ibadetler geliyor..
Halbuki Hz. Âdem, Hz. N û h gününden devam edip Hz. Muhammed'e kadar gelip dayanan dînin gerçek-mânası hiç te öyle değildir.
Gerçek dinin o günden bu güne kadar muhafaza ettiği mânaya
göre: Din olarak sadece Allah'a bağlanılıp O'na teslim olunur, O'nun koyduğu nizam ve şeriat yerine getirilir, O'ndan gayrisinin şeriat ve
nizamına uyulmaz, yerde ve gökte ulûhiyet sadece O'na tanınır; emirleri, hükümranlığı, saltanatı ve şeriatını ihtiva eden rubûbiyet hakkının sadece O'na ait olduğu kabullenilir...
Allah'ın dininde olanlarla hükümdarın dininde olanların yolu buradan ayrılır. Birinciler,
sadece Allah'ın şeriat ve nizamını kendilerine din olarak almışlar,
ikinciler
ise ya hükümdarın kanun ve nizamını din olarak seçmişler,
yahutta bir yandan Allah'ın dinine ait inanç ve ibadetlere bağlanıp
diğer yandan bir kulun kanun ve nizamlarını yerine getirmek suretiyle Allah'a ortak koşmuşlardır!
Dinimizin kat'î emirleri ve islâm itikadının sarih hükümleri bunun böyle olduğunu haber vermektedir.
Bu gün insanlara güya acıyan bazı kimseler, insanların Allah'ın
dinini bilmemelerini özür sayarak onları kurtarabileceklerini sanıyorlar.
Güya Din'in mahiyetini iyi bilmedikleri için Allah'ın şeriatını hâkim kılıp onu başka nizamların üstünde tutmayı da düşünemiyorlarmış.
Onların din hakkındaki bu bilgisizlikleri şirk ve cahaliyete düşmelerinde mazeret saydırmış!..
İnsanların bu dinin mahiyetini öğrenmeden bu dinin hudutları
içinde sayılacaklarını benim hafısam bir türlü almıyor!
Bir gerçeğe inanmak, o gerçeği tanımış olmanın parçasıdır.
Bir akidenin mahiyetini bilmeyenler bu akideye nasıl teslim olurlar? Baştan itibaren o akidenin yabancısı oldukları halde nasıl o akidenin
mensuplarından sayılabilirler?
Dinin mahiyetini bilmemelerinin günahı, belki bu dini bilip te
kendilerine öğretmemiş olanlara yüklenebilir. Bu suretle âhirette
kendilerine verilecek ceza, ya hafifletilmiş, yahut kaldırılmış olabilir. Bu hususlar ise tamamen Allah'a ait meselelerdir. Cezayı ne
türlü tatbik edeceğini kimse bilemez. Cahiliyet mensuplarının âhirette karşılaşacakları cezanın münakaşasını yapmak bize mühim bir
şey kazandırmaz. Bizlerin, üzerinde yaşadığımız şu dünyada islâma
çağırılan insanlar olarak, vazifesi âhiretteki cezaların münakaşasını
yapmak değildir.
Bizim üzerimize düşen vazife, bu gün insanların din olarak kabul
ettikleri şeyin gerçek mahiyetini ortaya koymaktır... Bilmek lâzımdır ki, bu gün din kabul edilen şey, kat'iyen Allah'ın dini değildir.
Allah'ın dini, Kur'an'ın açık âyetlerine mutabık şekilde onun nizam ve şeriatıdır. Allanın nizâm ve şeriatını yaşayan kimse Allah'ın
dinine mensuptur". Bir hükümdarın nizam ve şeriatını yaşayan kimse
ise o hükümdarın dinine mensuptur. Bu mevzuun münakaşa edilecek tarafı olamaz.
Bu dinin ne olduğunu bilmeyen kimselerin aynı dine itikat etmiş olmaları mümkün değildir.
Çünkü buradaki bilgisizlik, dinin aslı ve mahiyetine ait bilgisizliktir. Dinin aslını ve mahiyetini bilmeyen kimsenin o dine itikat etmiş olması ne akla ne gerçeğe uygundur.
Zira bir şeye inanmak, o şeyi yakından tanıyıp bilmiş olmanın bir
parçasıdır...
Bu, gün gibi aşikârdır...
Allah'ın dininin haricindeki insanları müdafaa edip, kendi dininin mahiyetini ve hudutlarını çizmiş olan Allah'tan daha merhametliymiş gibi onlara mazeretler aramak tansa; insanlara Allah'ın dinini
tarif edip bu dinin mahiyetini onlara açıklamak bizim için daha hayırlı olur. O zaman ya kabul eder dine girerler, yahut reddederler...
Bu, hem bizim için hayırlıdır, hem beşeriyet için... Bizim için
hayırlıdır çünkü, bu dini bilmeyen cahillerin, bilgisizlikleri yüzünden gerçekte bu dine bağlanmayıp sapık bir yola gitmelerini tasvip
etmiş olmayacağız.
Onlar için hayırlıdır çünkü, hakikati öğrenmeleri
sonunda — Allah'ın dinine değil, bir hükümdarın dinine bağlı olduklarını — anlayacaklardır.
Belki bu davranışımız onların silkinip bu hallerinden kurtulmalarına, Allah'ın dinine girmelerine vesile olacaktır!
Peygamberler — salat ve selâm oların üzerine olsun — bu yolu
takip etmişlerdir. Her zaman ve her yerde cahiliyet mensuplarını
Allah'ın dinine davet edenlerin de bu yolu takip etmeleri lâzımdır...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder