30 Nisan 2016 Cumartesi

Fethullah Gülen: "Ben Allah İle Konuştum !" (Cemaat Çıldırmış Olmalı ...)



ÇOCUKLARINI TANIDIKLARI GİBİ TANIRLAR.

20 — «Kendilerine kitap verdiklerimiz, Onu çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar. Fakat kendilerini hüsrana düşürenler, işte onlar inanmazlar».



Kur’an-ı Kerîm’in muhtelif yerlerinde Yahudi ve Hıristiyanların bu Kur’an-ı veya Resulullah’ın peygamberliğini ve bu Kur’an’ın ona Allah tarafından indirilmiş olduğunu bildikleri çok kere zikredilir. Bu tekrar gerek ehli kitapla bizzat karşılaşırken olsun, gerekse müşrik Araplarla yüzleştirilirken olsun birkaç defa tekerrür eder. Ehli kitap peygambere ve bu dine karşı inkâr ve düşmanlık tutumunu takındığı zaman —ki bu umumiyetle Medine devresinde oluyordu — bu hakikat tekerrür ediyordu. Müşrik Araplara da ehli kitabın vahyin mahiyetini, semavî kitapların esasını bilen kimseler olarak tanıtılırken bu Kur’an-ı da tanıdıkları ve Resulullah’a tıpkı daha önceki peygamberlere geldiği gibi Allah tarafından vahyedildiğini bildikleri anlatılıyordu.



Bu âyet bizim tercih ettiğimiz kavle göre M e k k e ’de nazil olmuştur. Ancak burada ehli kitabın yukardaki tarzda zikredilmiş olması o gün müşriklere inkâr ettikleri bu Kur’anı ehli kitabın çocuklarını tanıdıkları gibi tanıdıklarını ama buna rağmen ona inanmamış olmalarının kendi nefislerini hüsrana düşürmelerinin neticesi olduğunu, binaenaleyh inanmazlar safında bulunduklarını belirtmek içindi. Onların bu konudaki tutumuyla kendilerini hüsrana düşüren ve bu dini mübîne girmeyen müşriklerin tutumu arasında hiçbir fark yoktu. Bu âyetin gerek başlangıç kısımları, gerekse daha sonra gelen âyetler tamamen müşriklerden söz etmektedir. Bu da âyetin Mekke’de nazil olmuş olacağını teyid etmektedir. Biz sûrenin giriş kısmında bu konuda malûmat verdik.



Bu âyetin tefsiri hususunda umumen müfessirler ehli kitabın Kur’an-ı Kerim'in Allah indinden Hak olarak indirildiğini veya peygamberin Hak tarafından gerçek bir peygamber olarak geldiğini ve Kur’an’ın kendisine bir vahyi İlâhî olarak nazil olduğunu ifade ederler.



Âyeti kerîmenin fiilen delâlet ettiği bir manası budur. Fakat biz tarihî vakıaları ve ehli kitabın bu dine karşı olan tutumlarını nazarı itibara alarak Âyetin delâlet ettiği manasının başka yönlerinin de bulunacağını işaret etmek istiyoruz. Belki de Hak Taâlâ bu âyeti kerîmeyle o gerçekleri İslâm cemaatına öğretmek istemiştir. Ve İslâm cemaatının kendi ideolojisine iyice sarılarak tarih boyunca ehli kitabın bu dine karşı tutumlarını dikkatle nazarı itibara alması belirtilmek istenmiştir.



Hiç şüphesiz ki ehli kitap bu Kur’n-ı Kerim’in Hak tarafından ve hak olarak indirildiğini bilmektedir. Binaenaleyh bu Kur’an’daki güç ve kuvvet kaynağını, hayır ve salâh unsurlarını ve bu dine giren, bu akideyi kabullenen milletlere verdiği hareket ve enerji kaynaklarını bu akideden doğan ahlâk nizamını ve buna dayalı olarak kurulan İçtimaî sistemleri gayet iyi bilmektedirler. Ve bütün hesaplarını iyice yapmakta ve kesin olarak kabullenmektedirler ki yeryüzünde bu dine bağlanan müslümanlar bulunduğu müddetçe onlara huzur ve rahat yoktur. Ehli kitap bu dindeki gizli noktaları ve hakikatları ve kendi dinlerinin batıl oluşunu çok iyi bilmektedirler. Ve kendilerinin içine düştüğü cahiliyyet bataklığı kendi milletlerinin içtimai ve ahlâkî nizamlarını ortaya çıkardığı durumlarla bu dine karşı koyulamıyacağını idrak etmektedirler. İşte bunun için de yeryüzünde cahiliyyetten eser kalmayınca ve din yalnız Allah için oluncaya, Allah dini yücelinceye kadar bitmeyen bir savaş devam edip gidecektir. Yani yeryüzünde tamamen Allah'ın hâkimiyeti geçerli olunca ve Allah’ın hâkimiyetine tecavüz edenler koğuluncaya kadar bu savaş sürecektir. Ve ancak böylece din tamamen Allah için olabilir.



İşte ehli kitap bu dini ve bu hakikati çok iyi bildiği içindir ki kendi çocuklarını tanıdıkları gibi, bu gerçekleri farkettiklerinden

dolayıdır ki nesilden nesile sürüp giden bir çaba ile bu dini inceden İnceye etüd etmekte, kuvvet kaynaklarını araştırmakta ruhlara nakil yerleştiğini ve insanın ruhunda nasıl cereyan ettiğini tetkik etmekte ve bu dine tevcih edilmiş olan kuvvet kaynaklarının hepsini bozabilmenin yollarını ciddiyetle araştırmaktadırlar. Müslümanların kalplerine nasıl bir hile ve şüphe salacaklarını, Allah'ın kelâmını nasıl değiştirebileceklerini ve ehli İslâm'ın kendi dinini gerçek manada öğrenmekten nasıl alıkonacağını araştırmaktadırlar. Müslümanları batılı yıkan ve cahiliyyet nizamlarını silip atan itici hareket kaynağından ana enerji deposundan-yoksun bırakmanın yollarmı araştırmaktadırlar. Allah'ın yeryüzündeki hâkimiyetini İade eden ve bu hâkimiyyete tecavüz etmiş olanları yeryüzünden kovan ve dini sadece Allah için yapan iman ehlini... Bazen soğuk kültür hareketleri ile, bazen ölü ve cansız nazari araştırmalarla, bazen metafizik! münakaşalarla, bazen bölgesel veya fıtrî ihtilaflara bağlı lüzumsuz şeylerle harekete geçmektedirler. Müslümanların kendi nizamlarındaki mefhumları prensip ve sistemleri onun ruhuna yabancı ve kökten yıkan düşüncelerle nasıl gereksiz çalışmalara zevkedeceklerini ve bununla da müslümanlara kendi inançlar ma hürmet edildiği ve korunduğu vehmini vereceklerini düşünmektedirler. Ne suretle sonunda inançsızlıktan boşalan ruhları başka düşüncelerle, başka mefhumlarla ve başka değerlerle doldurabileceklerini araştırmaktadırlar. Böylece akideden boşalan ve insan fıtratında mevcut olan temel düşüncenin üzerine kendi yapılarını kurmanın çarelerini aramaktadırlar.

Gerçekten ehli kitap bu dini mübîni derinliğine ve inceden inceye etüd etmeye çalışırken gayeleri bir gerçeği aramak — bir takım ahmak müslümanların sandığı gibi— veya bu dine yardımcı olmak, görünmeyen unsurlarını meydana çıkarmak için araştırma yapmış değillerdir. Bazı aldanmış kimselerin İslâm’ın iyi ve güzel taraflarını itiraf eden bir yabancıyı veya müsteşriki gördükleri zaman hayranlık duydukları gibi. Hayır, etüdlerini bu dini temelden yok etmek ve yıkmak için yapmaktadırlar. Onlar fıtrî duygulara sirayet etme yollarını ve kapılarını araştırmaktadırlar ki böylece müminlerin fıtratlarını bozup cıvıklaştırsınlar. Onlar bu dinin kuvvet kaynaklarını araştırmaktadırlar ki ona mukavemet etsinler. Onlar bu dinin ruhlarda binasını nasıl kurduğunu öğrenmek istemektedirler ki kendi düşünce sistemlerini ve ruh! boşluğu, köksüzlüğü ifade eden tasavvurlarını yerleştirsinler. İşte bütün bu hedef ve  arzularından dolayı ehli kitap çocukların tanıdıkları gibi bu Kur’anı tanırlar.



- Bunun içindir ki bizim de bu gerçekleri bilmemiz gerekir. Ve bunun yanı sıra bizim de kendi dinimizi çocuklarımizı tanıdığımız gibi tanımamız icap eder.



Şurası bir gerçektir ki on dört asırlık bir zaman şeridinin gerisinden beliren tarihi vakalar bize tek bir hakikati söylemektedir. Bu hakikatta Kur’anı Kerîm’in belirttiği gibi: «Kendilerine kitap verdiklerimiz, Onu çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar», hakikatidir. Ancak bu hakikat günümüzde daha açık ve seçik şekilde belirmiştir. İslâmî mevzulara temas eden, araştırmalar hemen hemen her hafta bir yabancı dilde neşredilmektedir. Ve bu araştırmalar ehli kitabın bu dinin mahiyeti ve tarihi, kuvvet kaynakları ve mukavemet unsurları, ona karşı koymalar ve ifsad etme yollarıyla ilgili her türlü büyük küçük meseleleri ihtiva etmektedir. Tabiatı haliyle büyük çoğunluğu bu niyetini açıkça bildirmemekte ve gizli tutmaktadır. Zira onlar biliyorlar ki bu dine karşı açıktan hücuma geçmek tabileri arasında bir müdafaa ve mukavemet hissi doğurur ve hamaset duygusunu yaygınlaştırır. Ve yine iyi biliyorlar ki bu dine karşı girişilmiş olan silâhlı hareketleri — bunların başında da sömürgecilik gelir — vatanlarından kovmak için yapılmış olan faaliyetlerin hepsi esas itibariyle dini duygulara ve şuurlu bir din anlayışına bağlıydı. Ve İslâm’a karşı açıktan hücuma devam etmek fıtrî şekilde de olsa müslümanlarda bir müdafaa ve mukavemet hissi doğurur, hamaset duygusunun yaygınlaşmasına yardım eder. İşte bunun için onların çoğunluğu daha iğrenç bir metoda baş vurmaktadır. Önce bu dini övmekte, tetikte bekleyen dinî duygulan uyutmakta, ruhlarda yer etmiş olan hamaset duygularını uyuşturmakta, okuyucunun güvenini ve bağlılığını temin etmekte, sonra da içinde sakladığı zehrini bardağa boşaltarak en güzel şekilde sunmaktadır... «Evet bu din çok büyük ve ulu bir dindir. Ne var ki onu da anlayış tarzının değişmesi gerekir. Modern insanlığın ulaştığı medeniyet seviyesine varabilmesi için bir takım prensiplerinde deformlar yapılması icap eder. Binaenaleyh cemiyet şekillerinde ahlaki değerlerde ve hukukî sahalardaki insanlığın tekâmülüne ve gelişmesine ters düşen yanlarını ve tutumlarını bertaraf etmek icap neler Netice itibariyle din vicdanlarda yer etmiş olan bir inanç olmaktan öteye gitmez. Pratik hayatın nizamı ve sistemi, medeniyetin gelişmesi ve tekâmülü onu ilgilendirmez. Din bir vicdan meselesidir. O yerinde durarak bu dünya ile ilgili kimselerin koydukları hükümleri takdis etmekle yetinsin. İşte dini bu şekilde anladığımız takdirde o ulu bir din olarak yerinde kalabilir(!)...»



Bu dinin derinliğini ve kuvvet kaynaklarını açıklarken her ne kadar dıştan aldatıcı bir insaf ve uyuşturucu bir övgü maskesine büründüğü açıkça sırıtmakta ise de bu tip kitapların yazarları kendi milletlerine ve dindaşlarına bu dinin önemli noktaları ve kuvvet Kaynakları karşısında uyanık durmalarını tenbih etmekte ve hedefe vurmak için ellerinde bulunan bu projektörlerle öldürücü vasıtalara yol göstermektedirler. Ve böylece kendi çocuklarını tanıdıkları gibi bu dini de tanımaktadırlar.



Bu Kur’an ashabına, bu Kur’an’ın sırları her zaman açıktır. Onlar bu Kur’an’ın gölgesinde yaşamaya ve akide savaşına katılmaya çalıştıkları ve tarihî hâdiseleri şuurlu olarak düşündükleri, günlük hâdiseleri iyice mütalâa ettikleri zaman bu esrarı farkederler. Ve hakikati açıklayan, yolu aydınlatan İlâhî nuru görürler...





21 — «Allah’a karşı yalan uyduran veya âyetlerini yalanlıyandan daha zâlim kimdir? Zâlimler bunun için saadete ulaşamazlar.»



22 — «Birgün hepsini toplarız, sonra puta tapanlara; “iddiâ ettiğiniz ortaklarınız nerede?” deriz.»



23 — «Sonra Rabbımız Allah’a kasem olsun ki: “Bizler puta tapanlar değildik” demekten başka çare bulamazlar.»



24 — «Vicdanlarına karşı nasıl yalan söylediklerine bak! Uydurdukları putlar da kayboluverdi.»



Burada müşriklerin tutumları ve amelleri Allah tarafından vasıflandırılarak içinde bulundukları hakikat kendilerine tevcih ediliyor.



Not.Günümüzde 2015 oryantalis,müşriklerin bazı kulanmış olduğu kuklalardan bir kaç örnek.

https://www.dailymotion.com/video/x3ag17g_islam-dusmani-oryantalistlerden-mustesriklerden_videogames

http://namenstraat8bredahollanda.blogspot.nl/2015/06/cocuklarini-tanidiklari-gibi.html


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder