23 Aralık 2014 Salı

Kureyş liderlerinin kendi aralarında onu (peygamberi) reddederken yaptıkları davranışla alâkalı müteaddit haller...

“Allah sizi topraktan, sonra nutfeden yaratan;, sonra da sizi çiftler halinde varetmiştir. Dişinin gebe kalması ve doğurması, ancak O’nun bilgisiyledir. ömürlülerin çok yaşaması ve ömürlerinin azalması şüphesiz kitab’dadır. “Doğrusu bu Allah’a kolaydır.” '

Bu kitabtan önce ve sonra bu kâinatı elinde tutan ve idare eden kudrete böyle yer vermiş olan hiçbir eser mevcut değildir.

“Doğrusu, zeval bulmasın diye gökleri ve yeri tutan Allah’tır. Eğer onlar zevale uğrarsa O’ndan başka, and olsun ki onları kimse tutamaz. O, şüphesiz Halim’dir, Bağışlayan’dır.”'

Yahut ta yoktan varedici kâinatta meydana getirdiği hayat ve hayatla ilgili çeşitli nizamları koyan kudreti şöyle dile getiren hiçbir eser müşahade edilmemiştir.

“Taneyi ve çekirdeği yaran şüphesiz Allah’tır; ölüden diriyi ve diriden ölüyü çıkarır. İşte Allah budur, nasıl yüz çevirirsiniz?”

“Tan yerini ağartan, geceyi dinlenme zamanı, güneş ve ayı vakit ölçüsü kılandır. Bu, Güçlü olanın, Bilen’in nizamıdır.”

O, yıldızları kara ve denizin karanlıklarında yol bulasınız diye sizin için var edendir. Bilen millet için âyetleri uzun uzadıya açıkladık.”

“O, sizi bir tek nefisten, babaların sulbünde kararlaşmış ve anaların rahminde kararlaşmakta olarak yaratandır. Anlayan millet için âyetleri uzun uzadıya açıkladık.”

“O, gökten su indirendir. Her bitkiyi onunla bitirdik, ondan bitirdiğimiz yeşilden, —birbirine benzeyen ve benzemeyen— yığın yığın taneler, hurmaların tomurcuklarından sarkan salkımlar, üzüm bağları, zeytin ve nar çıkardık. Ürün verdiklerinde ürünlerine, olgunlaşmalarına bir bakın. Bunlarda, iman edenler için, şüphesiz, deliller vardır.” *

Kur’anı kerim de bu türlü dokunuşlar pekçok kere ve maksatlı olarak yer alır. Kur’an’ın dile getirdiği mânaların benzerini beşer zihninde görmek mümkün değildir. Bu bile tek başına bu kitabın kaynağını bilmek için yeterlidir. Bırakalım bu kitabın özünden ve onunla birlikte yer alan diğer delâlet edecek hususları bir yana.
1. Fatır: 11.2. Fatır. 41.1. En'am: 93-99

Şu halde şüphe son derece mânâsız ve boştur. Kur’anı kerimde birkaç sûre veya âyetin indiği ve henüz bu kitabın tamamlanmadığı zamanlarda bile onun İlâhi damga taşıdığından şüphe etmenin hiçbir mânası yoktur. Çünkü bu bir parçacık bile onun eşsiz kaynağını göstermeye kâfidir.

Kureyş uluları zaman zaman kendilerini zorluyor ve bu çeşit şüphelere itiyorlardı. Ama garazkârlıklarındandı bu. Hevesleri gözlerini kör ediyor, kulaklarını sağır da böyle şeyler düşünüyorlardı. Bunun farkına varmadıkları zaman da eski bir uydurmadır deyip geçiyorlardı.

Siret kitaplarında Kureyş liderlerinin içinden gelip geçen bu şüpheyle ilgili ve kendi aralarında onu reddederken yaptıkları davranışla alâkalı müteaddit haller nakledilir. İşte bunlardan birisini îbn İshak Velid İbn Mugire’den, Nadr ibn Haris’ten, Utbe İbn Rebia’dan şöyle naklediyor : Velid îbn Mugire ile ilgili rivayetinde diyor ki:

“İbn İshak rivayet ediyor ki; Kureyşli bir takım kimseler en yaşlıları olan Velid bin Mugire’nin yanında toplanmışlardı. O sırada hac mevsimi idi. Velid toplanan kalabalığa şöyle dedi: “Hac mevsimi geldi. Biraz sonra Arab kabileleri buraya gelecekler. Bu arkadaşınızın durumunu da işitmiş bulunuyorlar. Buna karşı görüş birliğine varalım. Birbirinizi yalanlamamak için, birinizin söylediğini diğerinin reddedmemesi için hep aynı şeyleri söyleyin.” O zaman kalabalık Velid’e seslenerek Ey Eba Abdi Şems sen söyle, bize bir görüş belirt, biz de onu kabul edelim. Dedilerse de Velid; hayır siz söyleyin ben sizin söylediğinizi dinleyeyim dedi. Kalabalıktan bir kısmı ona kâhindir diyelim dedilerse de Velid dedi ki, hayır o kâhin değildir. Çünkü biz kâhinleri gördük.’ Onun okudukları kâhinlerin okuduklarına ses bakımından da, uyumluluk bakımından da benzemez. Bunun üzerine delidir diyelim, dedilerse de Velid, hayır o deli değildir. Çünkü biz delileri gördük ve biliriz. Onda delilerin hallerinden, vesvesesi ve sıkıntısından eser yok. öyleyse şairdir diyelim dediler. Velid yine o şair değildir. Biz şiiri biliriz, reoezini, hezecini, karidini, makbuzunu, mebsutunu (arap şiirindeki aruz vezninin kalıblarıdır) biliriz. Binaenaleyh onun söyledikleri şiir değildir. O takdirde sihirbazdır diyelim dediler. Velid, yine o sihirbaz değildir. Çünkü biz sihirbazları ve yaptıkları sihirleri gördük. Bunun yaptığı sihirbazların üfürüklerine düğümlerine benzemiyor. O zaman toplanan halk; sen söyle Ey Eba Abdi Şems. Ne diyelim? dediklerinde Velid şöyle karşılık verdi: Allah’a yemin ederim ki onun sözlerinde ayrı bir parlaklık var. Kökü çok derinlere inmiş, dalı ise olgun bir hurma dalına benziyor. Sizin bunun hakkında söyleyeceğiniz her şey boş bir söz olacaktır. Ve boşluğu bilinecektir. Onun için söyleyeceğiniz en uygun söz onun sihirbaz olduğunu söylemenizdir. Sihir yaptığını, kişi ile babasının, insanla kardeşinin ve koca ile karının arasını açtığını büyü ile insanı akrabasına düşman ettiğini söylersiniz dedi. Bunun üzerine toplantıda bulunanlar dağıldılar. Hac mevsimi gelip te civardaki Arap kabileler M e k k e ’ye gelmeye başladıklarında yolların kavşaklarına oturdular ve gelen her yabancıyı Hz. Peygamber hakkında fitleyerek büyü yaptığını söylediler. Ve ona yaklaşmamalarını bildirdiler.”

Nadr İbn Haris’ten ise şunları naklediyor :

“Haris oğlu Nadr dedi ki, ey Kureyş topluluğu Allah’a and olsun ki, size öyle birşey indirdi ki siz bir daha katiyen onu elde edemezsiniz. Doğrusu Muhammed aranızda yeni yetişme bir gençti. En çok ondan hoşnuttunuz siz. Sözü en doğru olanınızdı. Emanete en çok o saygı gösterirdi. Ama onun yanaklarında yaşlılık izini gördüğünüzde size getirdiğini getirince ona büyücüdür dediniz. Dikkat edin. Allah’a and olsun ki o büyücü değildir. Biz büyücüleri onların üfürüklerini ve düğümlerini gördük. Siz kâhindir dediniz ona. Dikkat edin Allah’a and olsun ki o kâhin değildir. Çünkü biz kâhinleri ve onların çırpınışını gördük. Secilerini duyduk. Şairdir dediniz ona. Dikkat edin Allah’a and olsun ki o şair değildir. Çünkü biz şiiri gördük. Şiir biçimlerini duyduk. Hezecini de ve recezini de işittik. Mecnundur dediniz. Doğrusu biz delilikleri de gördük. Onda delilerin bağırıp çağırması kargaşalığı ve çırpınması yok. Ey kureyşliler topluluğu durumunuza bakınız. Doğrusu Allah sizin üzerinize çok büyük birşey indirmiştir.”

Utbe üe Nadr’ın söyledikleri arasında aşağı yukarı bir yakınlık var. Belkide aynı söz ve olay her ikisine de nispet edilmiştir. Fakat
biz Kureyş ulularından iki kişinin birbirine eş durumlarda bu Kuran karşısında duydukları hayreti dile getirişlerinin intibak etmesini uzak bir ihtimal olarak görmüyoruz.
Utbe’nin durumunu bu cüzde ve kalem sûresinin takdiminde naklettik. Velid’in, Nadr’ın Hz. M u h a m m e d ’e ve onun getirdiği söze karşı tutumları Utbe’ninkine yaklaşıktır.

Şu halde onların büyücü ve kâhindir demeleri zaman zaman kötü bir oyunun zaman zaman da çirkin bir şüphenin eseriydi. Halbuki daha ilk anda düşünülür düşünülmez ikisinin birbirine karışmayacak kadar açık olduğu görülür. Binaenaleyh bildiklerine ve bilmediklerine yemini getirmeyecek kadar açıktır ki o şerefli bir peygamberin getirdiği sözdür. Bir şairin veya kâhinin sözü değildir. Aksine o âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.

Şerefli bir peygamberin getirdiği söz olduğunun belirtilmesi onun kendisinin uydurduğu bir söz mânasına gelmez. Bundan maksat şairlerin ve kâhinlerin sözü olmayıp Allah katından gönderilen bir peygamberin getirdiği sözlerden bir söz olmasıdır. Peygamber bu sözü kendisini gönderen kaynaktan almaktadır. Zaten peygamber kelimesi de bu mânayı belirtir. Peygamber Rabbi katından gönderilmiş kimse demektir. Şair veya kâhin yahut kendiliğinden söz uyduran birisi mânasına gelmez. Şeytanların ve cinlerin yardımıyle söz uyduran değildir. Bilakis o bir peygamberdir, kendisini gönderen zatın gönderdiklerini taşır. Zaten âyetin devamı da bunu kesin olarak belirtmektedir. “Âlemlerin Rabbinden indirilmedir.”

Ne de az inanıyorsunuz. Ne de az düşünüyorsunuz gibi ifadeler imansızlık ve düşüncesizlik manasınadır. Çünkü kullanılan ifadelerin karşılığı budur. Hadisi şerifte peygamber (SA.) in sıfatları anlatılırken “O, manasız ve gereksiz söz söylemezdi.” denilmektedir ki aslâ söylemezdi mânasına dır. Böylece âyeti kerime onların iman ve düşünce yoksunu olduklarını belirtmektedir. Aksi takdirde bir mü’min peygamberi hakkında nasıl şairdir diyebilir? Düşünen bir kimse nasıl onun kâbın olduğunu iddia edebilir? Bunu söylemek küfür ve gafletten başka birşeyle neticelenmez.




2 yorum:

  1. Kureyş liderlerinin kendi aralarında onu (peygamberi) reddederken yaptıkları davranışla alâkalı müteaddit haller...
    http://namenstraat8bredahollanda.blogspot.nl/2014/12/kureys-liderlerinin-kendi-aralarnda-onu.html
    Kişilerin algılaması düzelmeden ortam düzelmez.
    http://meerstr11.blogspot.nl/2017/01/onemli-olaylar-kisilerin-alglamas.html
    Rabbin, ahmaklar, geri zekâlılar güruhuna nasıl etti görmedin mi? Onların üzerine necm necm ayetler/ bela üstüne belalar gönderdi de onları hem vicdanen rahatsız etti hem de köklerini kazıyıp yok etti.
    http://www.dailymotion.com/video/x1ajxvn
    https://www.youtube.com/watch?v=r_E7yrCAq58
    Bu gün 2017 bilim ve teknolojinin açığa vurduğu şeyleri 1400 sene evvel Muhammed sas vahiy alarak bir çok şeyi ayet olarak açıklamıştır.
    http://namenstr8bredahollanda.blogspot.nl/2017/03/bu-gun-2017-bilim-ve-teknolojinin-acga.html
    Kavramına sahip olunmayan şey görülemez. Nasıl ki teleskop olmadan uzak cisimler, mikroskop olmadan küçük cisimler çıplak göz tarafından görülemez ise, aklın gözü olan, ona teleskop ve mikroskop hizmeti veren kavramlar olmadan da akıl göremez; öte bir deyişle, akıl yalnızca kavramına sahip olduğu şeyi görebilir.
    http://meerstr11.blogspot.nl/2017/01/akil-bu-gibi-genel-tanimlar-kisinin.html


    “Kuşkusuz, Allah hiçbir toplumun durumunu, onlar kendilerinde olanı değiştirmedikçe değiştirmez.”(Rad 11)

    Not.Kişinin kendisinde bulunan eski fakat yanlış olan bilginin,Yeni duyduğu doğru bilgiyi HAZMETME si zordur.Süt içen bebeğe yemek sunulması gibi.
    Hatalı olmayan alim yoktur.Bizim dikkate alacağımız İslami akide konusu.Allâh, senin hakikatindir, özündür, varlığındır.
    ***Sözü çok tehlikelidir.Yanlıştır.**
    https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=313021395815935&id=100013242319421&pnref=story
    http://www.istekuran.com/index.php/19-fil-fil-suresi

    YanıtlaSil
  2. Onun için de çağımız insanın dimağına hitap etmek gerçekten zor. Yanlış din algısı, pozitivist zihinsel inşa, enformatik bilgi sağanağının çöplüğe dönüştürdüğü zihin dünyası işimizi çok zorlaştırmaktadır. Zaman zaman umutsuzluğa teslim olma derekesine düşürüyor insanı. Allah’ın mutlak yardımına olan imanımız bizleri ayakta tutuyor.
    https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=754972761620794&id=100013242319421

    YanıtlaSil